“Eee Kimse Yok Mu?”

Bu soruya sürekli maruz kalan kariyer sahibi Türk kadınlarını toplayıp bir siyasi partisi kurarsam, hükümet kuramam belki ama en azından İstanbul 1. Bölge Milletvekilliğini kaparım. Bu ne biçim soru ya, of!

Bu yazıyı yazmamım sebebi evde kalmış Türk kızı üzerinden komiklik yapmak, like, share, retweet, repost almak değil. Bunları yapmak artık çok demode ve hiç de komik değil. Bunu Bridget Jones 2001 yılında günlük yazarak yaptı, çok güldük, kendimizi onun yerine çok koyduk ama geçti, bitti gitti. Hala bu tip filmlere gidip 2-3 saatinizi nasıl harcıyorsunuz anlamıyorum. Peki neden bu yazıyı yazıyorum?

Mahalle baskısında dünya markası bir ülke olduğumuzdan “Eeee kimse yok mu?” sorusuna sürekli maruz kalan kadınlar kulübü olarak bana böyle bir yazı yazmam için sipariş geldi. Niçin ben? Çünkü diğerleri o kadar çok çalışıyorlar ki, aralarında vakti olan bir ben varım 😉 Bir de ben çok tatlı yazıyorum, ondan beni seçtiler!

1970-1982 arasında Türkiye’de, özellikle büyük şehirlerde, doğan kız çocukları bu ülke tarihinin talihsiz kızlarıdır. Neden? Çünkü arada kalmış, sıkışmışlardır! Anneleri modernleşen Türkiye’de üniversiteyi bitirip iş hayatında başarılı olacaklardı. Kendi paralarını kazanıp erkeklerden bağımsız olacaklar, kendi anneleri gibi kocalarının eline bakmayacaklardı. Ancak ihtilaller, üniversitedeki kaoslar, ülkenin belirsizliği vs. yüzünden hemen evlendirilip çoluk çocuğa karıştılar. “Çocuk da yaparım, kariyer de” hayalleri büyük bir çoğunluk için yalan oldu. Amaaa o hayallerini gerçekleştirecek birileri vardı, doğurdukları kız çocukları! Onlar en iyi okulları bitirecekler, sonra prestijli, mümkünse uluslararası bir şirkette, iyi bir pozisyonla işe başlayacaklar, sonra kariyer basamaklarını hızla tırmanıp CEO olacaklardır. Harika kariyeri olan bir adamla, en geç 28 yaşında evlenip hemen çocuk yapacaklardır. Onlar iş yerinde Güler Sabancı, mutfakta Emine Beder, spor salonunda Jillian Michales, çocuklarını eğitirken Kraliçe II. Elizabeth, yatakta kocalarını mutlu ederken Jenna Jameson olmalılardı! Bugün 30-45 yaş grubu kadınlarda bunu başaran onbinlerce kadın var. Tamam, yatakta Jenna Jameson gibiler mi bilmiyorum fakat diğerlerini başarıyorlar. Onlar bunları yaparken siz bu özelliklerden bir veya bir kaçını yapmayı reddediyorsanız, vay sizin halinize! Hele hele evlilik ve çocuk yapma kısmını reddettiyseniz, sadece iyi bir kariyer yapıp, iyi para kazanıp canınızın istediğini yapıyorsanız … O zaman “Eee kimse yok mu? “ sorusuna müstahaksınız! Zaten sevgili büyüklerimiz kanunlar çıkartıp, bu özgür yaşantımızı engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Çevremizdekiler bu özgürlüğümüzü destekleyeceklerine neden bizi de mutsuz olacağımız bir seçime itmek isterler, anlamıyorum, anlayamıyorum …

Bu soruyu değişik biçimde soran grupları aşağıda listeledim. Bu listeyi yaparken size laf sokma amacında değilim, lütfen herşeyi üstünüze alınmayınız. Zaten çoğu yeri abartıp yazdım ama inanın, çoğu başıma geldi. Mesela, dördüncü grup artık karşıma çıkarsa hemen anlıyorum, bunun için de güvenlik önlemleri geliştirdim. Bu yazıyı “Eee kimse yok mu?” sorusunu, hayatımda kimse olmadığını bile bile sorup, sana kendince evde kaldığını hatırlatıp, nedenini hiç anlamadığım şekilde bundan zevk duyan insanlara ithaf ediyorum. Eğer siz de bu gruba dahilseniz, üstünüze alınabilirsiniz, hiç de umrum olmaz!

Birinci Grup: Aile 

Tabii bu gruba onlarla bağlantılı eş, dost, meraklı komşu teyze, zevzek tanıdıklar da dahil oluyor. Bu grup bu soruyu çok farklı versiyonlarla size sorar. Önce “İş nasıl gidiyor?” diye başlarlar. Siz işi anlatırken asıl konu bu olmadığından 15. saniyede “Eee kimse yok mu?” sorusu gelir. “Yok kimse!” (Tabii iç ses “Yok kimse amk!” diye cevaplıyor) cevabı sonrasında da genellikle bu devrin erkeklerini kıymet bilmedikleri için boklarlar. Erkek gibi erkek piyasada kalmamıştır, bizim gibi hamarat, iyi eğitimli hanım kızlara yazık olmuştur. Evde kalmış kızın “Ben evlenmek istemiyorum ki!” cevabı kesinlikle kabul edilmez. Çünkü sen evde kalmışsındır ve dünyada tek isteğin evlenmektir. Mesela yemek yaptın, lezzetli oldu, şak yorumlar gelir; “Seni alan yaşadı.”, “Seni nasıl almadılar şaşıyorum.”, “Bu erkekler salak!” vs vs vs. Bu grubu bozmak için vermek istediğim cevap “Ben lezbiyenim, erkekler değil kadınlar yaşadı!”. Ama anneme söz verdim, aile ve bağlantıları yanında hep hanım kız olacağım, annemi üzmeyeceğim 🙂

İkinci Grup: Mükemmel bir evlilik yapmış, mükemmel bir evde oturan, mükemmel bir anne ve mükemmel bir eş olan mükemmel kadın arkadaşlar

Tek kelime ile onlar mükemmellerdir. Bu arkadaşların çok spesifik bir ortak özelliği vardır, nazar değecek korkusu! Özellikle düğün hazırlıklarını, hamilelik haberlerini, kocalarının başarılarını, lüks yazlık evlerini vs vs vs evde kalmış kız kurusu arkadaşlarından özenle saklarlar. Bunun yanında sürekli bu kadınları pohpohlamanız lazımdır çünkü onlar mükemmeldir, siz evde kaldığınızdan onların gözünde hep onların mükemmel hayatına özenirsiniz. “Nasıl gidiyor?” diye sorarsanız cevap hep ama hep aynıdır, “Hiiç, aynı!”. Halbuki, arada ev almışlardır, araba değişmiştir, Galapagos Adaları’na tatile gitmek için rezervasyon yaptırmışlardır, iş yerinde terfi almıştır ama bunlar evde kalmış kız kurusu arkadaşa söylenmemelidir. Neden? Çünkü nazarı değer. Ancak bunun zıttına senin hayatını incik cıncık sorarlar. Çünkü sen evli olmadığından hayatında nazar değecek bir konu yoktur, olamaz! İşte bu grup “Eee kimse yok mu?” sorusunu en çok soran gruptur. Aile ve bağlantılarının tam zıttı olarak, evde kalmış olmanızdan dolayı sizi suçlu bulurlar. “Canım sen de çok girişkensin, adamları korkutuyorsun.”, “Biraz az gez, adamları korkutuyorsun.”, “Biraz hanım kız ol, adamları korkutuyorsun.”, “Biraz az para harca, adamları korkutuyorsun.” Yani ben çok para harcayan, bostan korkuluğu bir orospikim haha 🙂 “Hayatımda kimse yok.” cevabını alınca da “Ay canım en güzeli bekar olmak, baksana bizim halimize.” diyip akılları sıra sana moral verirler, ben almıyım canımcım! Bu grubu bozmak için de hep şu cevabı vermek istemişimdir ama hiç verememişimdir; “Canım ben senin kocanın patronunun  metresim, adamın parasını ben yiyorum, o koca götlü karısı da saçını süpürge etsin, ben hayatımı yaşıyorum! Kocana yardım falan lazımsa konuşurum, çekinmeyin!” Anneme söz verdim, hanım bir kız olacağım!

Üçüncü Grup: Sosyal medyadaki “Bul artık birini!” yorumcuları

Malum, devir paylaşım devri. Yediğimizi, içtiğimizi paylaşıyoruz. Bakın, bu bilgisayar başında yaşayan kadın grubunun en spesifik özelliği, her paylaşımınıza “Bul artık birini!” diye yorum yazmalarıdır. Bu kadınları 200 yıldır görmemişinizdir ama her türlü yorumu yapma hakkını kendilerinde görürler. Örneğin, yurtdışına gezmeye gittiniz. Müzeden, lokantadan fotoğraf paylaşıyorusunuz. “Bul artık birini!” diye yorum şak diye ekrana düşer. Yaptığınız her spor, hobi, seyahat vs fotoğrafının altına hep aynı yorum gelir, “Bul artık birini!”. Annem kimi bulayım, müze güvenlik görevlisini mi, garsonu mu? Hadi onu buldum, “Ay o adam hiç Zehra’ya uygun değil!” dedikoduları başlar. Onlar için paylaştığınız her kare, koca bulma çabasıdır. Bu tip insanlar yüzünden artık paylaşımlarımı sınırladım. Bu gruba vermek istediğim ama hiç yazamadığım cevap ise şu; “Çıtır sevgilimle tatile geldik, çatır çatır sevişiyoruz. Neden birini bulayım ki?”. Facebook’ta ailem olmasa vallaha yazardım ama sonra al başına belayı, of!  Anneme söz verdim, ben hanım kız olacağım 🙂

Dördüncü Grup: Eli yüzü düzgün, üst gelir sınıfına ait, çok bilinen bir şirkette beyaz yakalı olarak çalışan, pahalı bir hobi sahibi, hiç evlenmemiş veya çok kısa süre evli kalmış 35 yaş üstü Türk erkekleri

Ay işte bunlar her şeyi üstlerine alınırlar. En eğlendiğim grup bunlardır. Yakın, Orta, Uzak Doğu, Türki Cumhuriyetler, Demir Perde Ülkeleri ve çevresindeki ülkelerde yaşayan tüm evlenmemiş kadınların kendileri ile evlenmek için yanıp tutuştuğuna inanırlar. Diyelim bunlardan birisi ile tanıştın. Daha birinci salisede havaya girerler. Çünkü o bu toprakların kalburüstü erkeğidir, arzu objesidir, tüm evlenememiş kadınlar bunlarla evlilik hayali kurarlar. Mesela, siz menüdeki yemeğin kalorisini düşünüp, bunu yemenize karşılık kaç saat spor yapmanız gerektiğini hesaplarken, bu grup erkeklerimiz fırfırlı gelinlikle Boğaz’daki bir otelde düğün hayali kurduğunuzu düşünürler. Zaten çoktan havaya girdiklerinden totolarının kalkış seviyesi gökyüzünü aşar! Aslında bu grup “Eee kimse yok mu?” sorusunu hayatta sormaz. Bu grup beni çok eğlendirdiği için listeye aldım.  Zaten böyle bir soruyu neden sorsunlar ki, siz beraber geçirdiğiniz iki dakikada onun aşkından erimişsinizdir. Bu arkadaşların en spesifik özelliği ise şudur; sanki ciddi bir ilişki yaşamak istiyorlar da hayatının aşkını bulamamış gibi davranırlar. Halbuki alakası yok! Bu adamlar evde kaldığını düşündüğü, kariyer sahibi, en az onun kadar parası olan, onun gibi pahalı hobileri olan, eli yüzü düzgün, iyi bir üniversite mezunu ve nispeten evlerin pahalı olduğu bölge yaşayan kadınları özellikle seçerler. Önce ince ince yazarak kendilerine çekerler. Bir iki hafta buluşma, kahveydi yemekti derken fanfinifinfon, sonra da çat diye ilişkisiyi keserler. Benim güzel kadınlarım da “Acaba ne yaptım da birden arayıp sormayı kesti?” sorusuyla baş başa kalırlar. Adamın hayat enerjisi buradan geliyor, kanmayınız kariyer sahibi, güzeller güzeli kadınlarım! Bu adamlar ise 90% oranında çok güzel, lise mezunu, çalışmayan (çünkü kariyerli olmaması lazım ki rahat rahat aşağılayabilsin) ve kendilerinden 10-15 yaş küçük kadınlarla evlenirler.

Beşinci Grup: Mevlanacılar

Nerede sümüklü, totosu moklu adam var, size kakalamaya çalışırlar. “Ama çok iyi bi ailesi var!” en klişe laflarıdır. “Git bi tanış, belki seversin.” lafını duydunuz mu ortamdan arazi olun çünkü bu tipik bir “Mevlanacı” deyimidir. Bu gruba vereceğiniz cevap “Gölge etme başka ihsan istemem senden!” olsun 🙂

Altıncı Grup: Bizim Üst Komşunun Kızı İtalya’da Biriyle Tanıştı …

İyi ot yedi, bana ne! “Eee biri yok mu?” sorusuna “Yok” cevabı alınmasıyla size örneklerle moral verilmeye başlanır. “Bizim üst komşu Necla Hanım Teyze vardı, onun torunu Erasmus ile İtalya’ya gitti, tanıştıktan 3 ay sonra evlendi.”, “Bizim iş yerinde bir kız vardı, senelerce erkek arkadaş bulamadı, tango kursunda bir adam bulup 6 ay sonra evlendi, şimdi hamile!” gibi gibi gibi moral vermeceler … Aaah ah! Burada size bir anımı anlatmak istiyorum. Floransa’da bir Türk kızıyla tanışmıştık, maalesef kuru ve çirkincene, ezik bir kızdı. Hani tanışınca elinizi sıkmaz, şöyle bir dokunur ya (en sinir olduğum insan tipi), o cinsten bir kız. Yanında da İtalyan erkek arkadaşı. Allahım, o bizim kızdan da felaket, suratsız, gudubet … Neyse, şimdi bu kızın anneannesinin Türkiye’de “Benim torunun İtalyan sevgilisi var.” diye altın gününde hava bastığına eminim. Yani diyeceğim o ki, bu şehir efsanesi arkadaşları örnek göstermeden önce bir bakın, mutlu mu mesela? O da mahalle baskısına mı maruz kalmış? Evlendikten 1 sene sonra da hala mutlu mu? Yoksa sadece sosyal medyada foto paylaşımı için mi evlenmiş? Moral vermeye çalıştığınız kızın sınıfında mı? Yoksa alakaları yok mu? Artık bu gruba verecek cevabım kalmadı hahhaaa 🙂

Son söz: Evlenmemek ve çocuk yapmamak bir tercihtir, kadersizlik, bahtsızlık veya şansızlık değil! Eğer bir gün birisi bana “Eee aşk var mı?” diye soracak olursa onu kocaman sarıp sarmalayıp öpeceğim.

Hep aşk içinde olun! Aşık olun, hep gülün! Aşık olanlara sarılın, sarılın ki onların aşkı size de bulasın!

ALL WE NEED IS LOVE!!!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir