Kadınlar Gününün Ardından …

8 Mart bu yıl da, yine dünyada ve Türkiye’de sosyal medyaya bol fotolar konularak kutlandı. İstiklal Caddesi’nde ve Floransa’da kadınlar yürüdüler, onların arkasından da polisler yürüdüler. Şahsen bana her gün İnsan Günü, Hayvan Günü, Çiçekler Günü olduğundan sanırım, pek özel gelmiyor. Ancak dünyada milyonlarca kadın ve çocuk benim kadar şanslı değil, bunun da farkındayım. Bu sefer benim yazımı, ne düşündüğümü değil bir tanıdığımın yazısını paylaşacağım. Kendisi adının ve cinsiyetinin söylenmesini istemedi. Ama ben hatıra kalsın diye C.Ö. diyeceğim, o kadar editörlük hakkım olsun 🙂 Karikatür Umut Sarıkaya’ya ait, bence yine harika bir yönden konuya yaklaşmış. Keyifli okumalar dilerim…

8 Mart 2018 – Kadınlar Günü

Normalde nihilist kalıbımı sürdürmem gerek ama her sene dönen bu aynı nane ve herkese yıkılmak istenen bu toplum baskısı karşısında bunu buraya yazayım ki; her sene açıklamak zorunda bırakmayayım kendimi, sevdiklerime ya da sevmediklerime. Ben kadın, erkek, gay, eşcinsel bla bla diye birşeye inanmıyorum. Bu tür şeyler ötekileştirmeden başka bişey değil. Bunun modern toplumda hakların bla blalığını koruduğunu düşünüyorsun ama zaten modern toplum dediğin bi kere çürük bi yapıda.

Dünya böylesine bolluk içindeyken hala bi yerlerde aç insanlar var. Sebebi ne olabilir? Senin yakalamaya çalıştığın konfor için saatlerce çalışman olabilir mi? Ya da benim tembelliği sevdiğim saatlerden dolayı geçirdiğim boş vakitler mi bunun sebebi? Sanki benim tembelliğim dünyaya senin çalışmandan daha az zarar veriyor gibi?

Artık modernlikten geri dönüş yok gibi, alıştık bi kere. Tamam ama anlamadığım, böyle bir ötekileştirmeye enerjinizi harcıcağınıza, bir olup zenginlerin bizden aldıklarını geri almaya hak iddia etsek sanırım bunlar gerçekten önemsizleşecek. Asıl sorun dünyanın genelindeki kaynak dağılımının eşitsizliğidir. Eğer bu çözülürse kadınlar kendilerini köle gibi zenginlerin daha zengin olması için gece gündüz çalışıp çeşitli haklar talep etme gereksizliğinden kurtulacaklardır. Burada yaratılan rekabet, eşitsizliğin büyümesine yol açmaktan başka bi işe yaramıyor. Örneğin kadın yüksek mevkilerde çalışamıyor isyanı, kapitalizmin köklerinde yatan hep daha fazlasını isteme duygusunu tetikliyor ve bu da sistemin daha da büyümesine sebep oluyor.

Başka bi örnek, çalışmada doğum hakkıyla izin talebi. Bu noktada doğaya bakarsan mesai ya da çalışmak diye bi şey olmadığını zaten görürsün. Yani kadın olarak böyle bi hakka ihtiyacın yok tıpkı erkek ya da bla blanın bilmem ne hakkından izin talep etmesine ihtiyacı olmadığı gibi. Çünkü zaten herkesin bu kadar çalışması anormal bi durum.

Eğer biz kadın erkek diye ayırmasak, kadın mı erkek mi politikaya girmiş, kim oy kullanmış,  oy kullanmaya hakkı varmıymış bilebilir miyiz? Bizim için kadın erkek diye bi kavram yoktur çünkü. O vardır. O kullanmış. Herkes kullanmış. Kadınlar oy kullanamaz diye bi kavram olamaz o vakitten sonra. Tıpkı ingilizcedeki he-she-it kullanımının gereksizliği gibi. Bunlarsız da bi dil mevcut değil mi?

Modern toplumun ihtiyacı olan, en başta her şeyden üstün olma isteğimizi köreltebilirsek, sanırım bir çok taş yerine oturabilir ve bu ötekileştirmelerin gereksizliği daha iyi fark edilebilir.

Bazılarının bu çığırtkanlığı eşitlik için değil de, daha fazlasını istemek, belki de şımarmak ya da tüm bu ezilmişliğin ardından bi patlayışın getirisi olabileceğini düşünüyorum. Tanıdığım gerçek eşitliğe inanan, kadın diye tabir ettiğimiz insanların ise bu çığırtkanlığa ihtiyaç duymadıklarını da gördüm.

Kadınların sırf kadın oldukları için bazı olaylarda negatif durumlarla karşı karşıya kaldıklarını hepimiz görüyoruz. Ama bu sorunun temeli yine toplumun kadın diye bi hafızaya sahip olması değil mi? Hayvanlar kendilerini kadın, erkek, gay diye bölüyor mu? Biz neden bölüyoruz? Zekamızda kokan egolarımız bunun sebebi olmasın insanı en başta doğadan ayıran? Kadın erkek ayırımından önce çünkü bunu yaptık. Bu noktada kendimizi bir şeylerden üstün görmeye ve artık onu kullanma hakkına sahip olduğumuzu düşündük. Tıpkı bazı erkeklerin kendilerini kadınlardan üstün görmesi gibi. Tıpkı bazı kadınların erkeklerden üstün görmesi gibi.

Her şeyi daha basitleştirerek bakarsak daha kolay düşünebiliriz. Sistemin olmadığını düşünelim. Eski çağlara, kadın erkek diye bi ayrımın olmadığı zamana. o zaman kadın erkek eşitsizliğinden söz edebilir miyiz? Çünkü böyle bir bilinç yoktur ortada ve doğa karşısında herkes eşittir. Kadın erkek fark etmez. Ne zaman ki sen bi sistem koyarsın, bu sistem doğa gibi mükemmel olamaz mutlaka bi uç yaratacaktır kendine, o noktada kadın erkek arasındaki fiziki ayrımlar sonucu haklar değişmeye başlar. Ki bu da yıllarca oluşmuş fiziki ayrımlardır. Doğurganlık hariç. Ben zannetmiyorum geçmişteki kadın fiziki açıdan erkekten güçsüz olsun. Köylülere bakınca bazı kadınların bazı erkeklerden daha güçlü olduklarını görüyoruz. İşte her şeyi yalınlaştırdığımızda bu haklar meselesi zaten gereksizleşiyor.

Bana şimdi bu günün tarihini anlatma. Zaten tıpkı senin yaptığın gibi ötekileştirdiğimiz için böyle bi gün var.

Ayrıca başka önemli bir konu olarak ben o kadınların arasına bu tür genellemelerle orospu kadınları da dahil etmek istemiyorum. Ve orospuluk kadına değil, insana mahsus bi özellik ve öyleyse böyle bi günü kabul etmiyorum. Ha benim kabul edip etmemem önemli değil elbet. İnsanlar böyle saçmalıklara tamah eder, sever bir şeyleri metalaştırmayı, küçük oyunlar oynamayı ama bana dokunmayın alla sen. Zaten yeterince paylaşımlarınızla beynimi sikiyosunuz. Sonuç olarak insan küçük beynini kullanmaya başladığı an dengeleri bozdu ve ayrımcılığı başlattı her şeyde olduğu gibi. Geçmiş olsun canım hepimize.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir